Yeteneğin genetik olarak nesilden nesle geçtiğinin en muhteşem örneklerinden biri: Cahangir Novruzov

O, Azerbaycan'da tanınmış çok sevilen bir aktör. Onun Büyükbabası Azerbaycan’da Azeri tiyatro sanatının kurucusu Cahangir Zeynalov, annesi Azerbaycan’ın efsane halk sanatçısı Nesibe Zeynalova. O, şu anda Türkiye'de yaşıyor ve Adana Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarında eğitim veren Profesör Doktor Cahangir Novruzov

İstanbul, Tülin İçme, İnteraz - 14 Mart 2019, 14:05

İnterAz, özel haber olarak, Türkiye’de yaşayan Azerbaycanlı başarılı isimleri araştırdık ve Adana Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı profesörü Cahangir Novruzov ismine rastladık…

 

Öğrencileri aracılığıyla telefonuna ulaştığımız Prof. Dr. Novruzov’a haber kanalımız için röportaj yapmak istediğimizi söyledik.

 

Hayatı başarılarla dolu sevilen bir aktör ve öğretim görevlisi olarak öğrenciler yetiştiren Sayın Novruzov’a mütevazı kişiliği ve bizimle röportaj yapmayı kabul ettiği için şahsım ve haber kanalımız adına teşekkür ettim.

 

İşte Türkiye ve Azebaycan’da tanınan ve sevilen Azeri aktör, yönetmen, tiyatro emekçisi ve sanat adamı Prof. Dr. Cihangir Novruzov’un başarı serüveni:

 

Sayın Novruzov İnterAz Haber okuyucularına kendinizi tanıtabilir misiniz? 

 

Merhabalar, Ben Azerbaycanlı Cahangir Novruzov öncelikle tüm İnterAz okuyucularını sevgiyle selamlıyorum. Ben Moskova’da tiyatro eğitimi almış bir insanım. Uzun zaman Azerbaycan’da sahne çalışmalarım oldu, yönetmenlik eğitimi de aldım. Hem oyuncu olarak da çalıştım, bazı filmlerde rol aldım, televizyon filmi yönetmenliği yaptım, tiyatro oyunları hazırladım, tiyatroda oyuncu oldum. Yani hem sahne hayatım hem de bir sanat özgeçmişim var.

 

Türkiye’ye geliş serüveniniz nasıl oldu?

 

Türkiye’ye geliş şu şekilde oldu. Ben Azerbaycan’da çok genç yaşlarda tiyatroda sanatsal yöneticilik yapıyordum. 29 yaşımdan itibaren önce vekâleten 31 yaşımda ise asaleten tiyatro yöneticisi oldum. Yani Sovyetler tarihinde en genç başrejisör ve genel sanat yönetmeni unvanını aldım. Ayrıca Azerbaycan’da tanınan ve sevilen bir tiyatrocu ve yönetmenim. 90’lı yıllarda Azerbaycan için sıkıntılı siyasi bir dönem başladı.

 

Bilirsiniz bir kural vardır ve bu kural her yerde geçerlidir bir ülkenin yönetim sistemini bir binaya benzetir isek o bina da herhangi bir depremde ilk hasar gören yerleri pencereleri olur yani dış görünümü, vitrini dağılır.  Bir sistemin dağılması da buna benzer. Sanatta bir ülkenin vitrinidir. Bir ülkenin kültür ve medeniyetini onun seviyesini gösteren bir yöntemdir.

 

Azerbaycan’da yaşanan bu siyasi sarsıntıda ilk zararı sanat ve tiyatrolar gördü.

 

İnterAz muhabiri: 90’lı yılların Sovyet Azerbaycan döneminden mi söz ediyorsunuz?

 

Elbette o dönemden söz ediyorum, biliyorsunuz ki Karabağ sorunu baş gösterdi ve Azerbaycan Baltık ülkelerinde olduğu gibi Sovyetlerden ayrılmadığı halde Azerbaycan’a eziyet edildi. Bunun en önemli nedeni Türk olmamız ve Azerbaycan Türkiye yakınlaşmasından duyulan rahatsızlıktı. Ermenistan’ın kurulma nedenlerinden biride büyük Türk coğrafyasının birbirinden koparılması amacını taşımaktadır. Bu nedenle Azerbaycan’ı işgal ederek parçalamaya yöneldiler. Yaratılan bu siyasi kaosta Azerbaycan’da siyasi zemin kırılgan bir hale dönüştü. Ekonomik anlamda ülke çöküş noktasına getirildi. Azeri halkı olarak ekonomik ve sosyolojik olarak zor zamanlardan geçtik eziyetler çektik.

 

Tüm bu olumsuzluklar nedeniyle tiyatrolar neredeyse kapanma noktasına geldi. Bende tüm bu etkenlerden dolayı sanat adına tiyatro adına yapmak istediğim düşlediğim çalışmaları projeleri yapamaz duruma gelmiştim.

 

Tam böyle bir zamanda Azerbaycan’da birkaç yıl ekonomi alanında ders veren Türk bilim adamı Prof. Dr. Mehmet Şahin, onu 1993 yılında Kayseri Erciyes Üniversitesine Rektör olarak atadılar.

 

Sayın Mehmet Şahin Azerbaycan’da görüp etkilendiği güzel sanatlar fakültesinin Kayseri Erciyes Üniversitesinde olması gerektiğini düşünmüş ve atandıktan sonra Üniversite içinde Güzel Sanatlar Fakültesi kurulmasını sağladı. Ayrıca açılacak fakültede verilecek eğitimin Azerbaycanlı sanatçı ve eğitmenler tarafından verilmesini düşünmüş.

 

Sayın Rektörün kurulmasını sağladığı fakültenin içinde sinema, tiyatro, müzik, heykeltıraş ve resim bölümleri yani sanatın her alanı açılmıştı. Kurulum aşamasından sonra ortak tanıdıklarımızın da beni önermesi ile tiyatro bölümünün başına geçip ders vermem için davet edildim.

 

Ancak benim Azerbaycan’dan Türkiye’ye geliş sürecim çok kolay olmadı. Bu sancılı bir süreçti. Ülkemde meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle tiyatro yapamıyordum. Ailem Azerbaycan’da yaşıyor ve ben halk tarafından tanınan, sevilen bir sanatçıydım. Karar vermekte oldukça zorlandım bizde “ne yardan ne serden ” söylenen bir deyim vardır. Tüm bu sancılı süreç sonunda ekonomik krizin beni işimi yapamama noktasına getirmesi bana yapılan bu teklifi değerlendirmemi sağladı.

 

1993 yılında kurulan Kayseri Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden gelen teklifin ardından 2 yıl geçti ve sonrasında teklif ile ilgili herhangi bir gelişme olmadı. İki yıllık bir sessizlikten sonra 1995 yılının Eylül ayında bana Türkiye’den bir mektup geldi. 

 

Mektubu açıp okuduğumda o zaman Azerbaycan Türkçesi ile değerlendirip biraz garip buldum. Bana mektupta üniversitemize öğretim görevlisi olarak göreve başlayacaksınız gelmezseniz işinize son verilecektir yazıyordu. Birden ne oluyor diye tepki verdiğimi hatırlıyorum çünkü o zamanlar Türkiye Türkçesini iyi bilmiyordum belki de devlet resmi dili olduğu için bana anlaşılmaz geldi.

 

Hemen üniversite rektörü Mehmet beyi aradım ve Mehmet bey bana 93 yılında iş teklifinde bulundunuz evraklarımı hazırladım size sundum aradan iki yıl geçti beni aramadınız bilgilendirmediniz şimdi bana sizin imzanızın olduğu bir mektup gönderildi. Mektupta yer alan emrivaki ifadelerden rahatsız olduğumu söyledim.

 

Mehmet bey gülerek bana Cahangir bey o mektup resmi dille yazılmış siz yanlış değerlendirmişsiniz. Biz sizin bu üniversitede öğretim görevlisi olarak görev almanız için uzun zamandır mücadele ediyoruz. Lütfen Aralık ayının 31’ne kadar gelip kaydınızı yaptırın aksi takdirde sizin için yapılan tüm bu kayıt ve başvuru işlemlerini yeniden yapmak zorunda kalacağız dedi.

 

Sonuç olarak söylenen tarihte geldim kayıt işlemlerimi yaptım bu şekilde Türkiye’de çalışma ve yaşama serüvenim başlamış oldu.

 

İnterAz muhabiri: Azerbaycan’ın en önemli halk sanatçılarından Büyükbabanız Cahangir Zeynelov ve anneniz Nesibe Zeynelova’nın seçmiş olduğunuz meslekte etkileri nasıl olmuştur?

 

Cahangir Zeynelov sadece tiyatro ustası ve sanat adamı değil o Azerbaycan sanat tiyatrosunun kurucusudur. Yani Azerbaycan’da tiyatro sanatını temelden kuran isimdir. Cahangir Zeynelov beş dili ana dili gibi konuşabilen kültürlü bir insandı. Ayrıca masal gibi bir yaşam sürebilecek kadar varlıklı zengin bir insandı. Gemileri, evleri, iş yerleri vardı Bakü’de büyük saygı ve hürmet gören biriydi. Rahmetli Anneannem anlatırdı bayram günlerinde özellikle Nevruz’da - bu bayram Azerbaycan için çok önemli bir gündür - Cahangir Zeynelov evden çıkardı, Azerbaycan için paha biçilmez manevi değeri olan âlim hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in yanına bayram kutlamasına giderdi. Ondan sonra eve döner ve herkes büyükbabamın yanına gelir onun bayramını kutlardı. İşte böylesi önemli ve saygı duyulan Cahangir Zeynelov, Azerbaycan halkının bilgilenmesi ve ilerlemesinin sanat yoluyla olabileceğini düşünüyordu. Çünkü büyükbabama göre tiyatro bir aynaydı ve insanların kendisini görüp tanıyabileceği ve geliştirebileceği bir araç olarak görüyordu. Neredeyse tüm servetini sanat adına harcayan Azerbaycan medeniyet tarihinde önemli bir yer edinmiş, Türk İslam dünyasında ilk ev tiyatrosunu açmış ilk tiyatro hocası olan bir aileden genetik olarak etkilenmemem imkânsızdı. Ben yüz elli yıllık tiyatro geçmişi olan bir soyun sanat temsili yetini devam ettiren kişiyim…

 

2015 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev’in verdiği talimat üzerine Cahangir Zeynolov adına 150. Yıl jübile gecesi hazırlandı. Bende o gecede büyükbabam ve onunla birlikte Azerbaycan tiyatrosuna emek vermiş tüm kişiler anısına ithaf ettiğim ve kendimde rol aldığım Anton Çehov’un “Kuğunun Şarkısı” isimli oyunu hazırladım. Bu jübile gecesini izlemek isteyenler youtube’den izleyebilirler.

 

İnterAz muhabiri:  Sayın Novruzov  sizi araştırırken bir konuşmanızda sanatla ilgili söylediğiniz şu ifadelerden çok etkilendim: bir insan ilham duymadan, yazmadan yani hiçbir şey üretmeden tiyatro sahnesine çıkıp sadece kendisine verilen rolü  oynuyor ise sadece kukla görevi görüyordur sanatçıya gelen ilham peygambere gelen vahiy gibidir demişsiniz bunu biraz açar mısınız?

 

Evet vahiy peygamberlere gelen,  ilham ise sanatçıya gelen bir olgudur. Peygambere gelen vahiy bile aldığı ilham ile olur. Elbette hiç kimse peygamber seviyesine ulaşamaz ama bir sanat insanına gelen ilham insanlığa iyi örnek ve faydalı olma açısından önemli bir dereceye yükselmiş olmanın kanıtıdır.

 

Benim buna benzer birçok yazılı ifadem bulunmaktadır. Okumak isteyenler tamamen benim düşüncelerim ve sözlerimin olduğu Cahangir Novrozov adlı facebook beğeni sayfasından okuyabilirler. Ayrıca önümüzdeki zaman içinde yıllardır sanat adına yaptığım çalışmalar ve kendi düşüncelerimi yansıtan bu sözlerin derlendiği bir kitap yazmayı düşünüyorum.

 

İnterAz muhabiri: Sayın Novruzov bir ülkenin gelişmişliği sanat ile olur dediniz ve nasıl bir ev dışarıdan görünen pencereleri sayesinde ihtişamlı görünüyorsa bir ülkenin penceresi yani vitrini sanattır ifadelerini kullandınız sizce bu vitrine yeteri kadar yatırım yapılıyor mu?

 

Cahangir Novruzov:  Türkiye’de mi Azerbaycan’da mı?

 

İnterAz muhabiri: Her iki ülke için geçerli sanat adına yapılan destek hangi boyutta?

 

Ben bugün burada yaptığım çalışmaları yıllar önce Azerbaycan için yaptım ancak ülke 90’lı yıllarda çok büyük bir kırılma yaşadı. Bu kırılmanın etkileri sanat alanına oldukça büyük zarar verdi. Şimdi her alanda kendini yenileyen ve ilerleme sağlayan bir Azerbaycan var. Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Sayın Mehriban Aliyeva sanat adına yapılan çalışmaları destekliyorlar. Ancak bürokraside yer alan herkesin de aynı desteği vermesi gerekiyor. Bazı insanlar bu konuya yeteri kadar ilgi göstermiyor ve desteklemiyor.

 

Benim birçok dostum bana sen neden Azerbaycan’dan ayrıldın sen sevilen sayılan birisisin istediğin bakanlığın kapısını açabilecek durumdasın sözüne itibar edilen bir insansın neden ülkeni bırakıp gittin diye soruyorlar.

 

Ben sanat adına yapacağım çalışmalar için her zaman kimsenin kapısına gidemem bir gidersin iki gidersin istediklerin karşılanmadığında kırılırsın benim bir sözüm vardır “sesinin duyulmadığı yerde sesini değiştirmenin anlamı yoktur”, o zaman yerin değişmesi gerekir bende yerimi değiştirdim. Sanatçı insanlar kırılgan bir ruh taşırlar bu kırılmaların yaşanmaması için ilgili kurumların idarecileri sanat ve sanatçıya gereken desteği söylenmeden vermeli.

 

Benim Türkiye’ye gelme nedenim sadece ekonomik zorluklardan değil bazı insanların sanat ve sanatçıya karşı ilgisizliği vurdumduymazlığından dolayı oldu

 

İnterAz muhabiri: Sayın Novruzov bir sanatçı olarak dünya medeniyet tarihinde sizi etkileyen kültürlerden söz eder misiniz?

 

Dünyanın büyük bir kısmı Türk tarihi ve kültüründen etkilenmiştir ancak biz bu tarihin ne kadar farkındayız bu tartışılır bugün en güçlü Türkologlar eski Türk toprağı Rusya’dadır ve şu an artık kısık sesle olsa da Türk olduklarını söylüyorlar. Beni etkileyen ise Fransız medeniyetidir ancak iyi yönde bir etki değil dünya tarihine vahşet sayılabilecek bir medeniyetten söz ediyoruz. Mehmet Akif’in İstiklal Marşında ifade ettiği gibi tek dişi kalmış canavar olan bir medeniyet.

 

O nedenle bizim tarihçilerimiz ve sanat adamlarımızın bu kadar köklü ve zengin tarihi olan Türk medeniyet tarihini ciddi şekilde araştırmaları ve bunu dünyaya göstermeleri gerekiyor. Sanat denildiği zaman akla ilk gelen şarkıcı ya da dizi oyuncusu oluyor ancak tiyatro alanında bu konuyla ilgili araştırma yapılmıyor.

 

Sanat adına herhangi bir alanda eğitim alan sadece para kazanmaya odaklanıyor ilgilendiği sanat dalının tarihi üzerine araştırma ve kendini bu konuda geliştirme gereği duymuyor.

 

İnterAz muhabiri: Size göre siyasetin sanat, eğitim ve diğer çalışma alanlarına etkisi var mıdır?

 

Bana göre bir devletin eğitimi, emniyeti, ilimi, edebiyatı siyaset etkisi altında olmamalı her gelen iktidar kendi düşüncesine göre matematik kitabı hazırlayamaz çünkü 2 x 2 her koşulda ve her dilde dört eder. Öyle ise neden her dönemde sistemde değişiklik yapılıyor ve eğitim kitaplarında değişime gidiliyor. Bunun nedeni eğitimden para kazanmaktır ve yanlıştır. Olması gereken eğitimden para kazanmak değil eğitim verdiğin insanlardan kazanım sağlamaktır.

 

İnterAz muhabiri: Sayın Novruzov aile hayatınız çocuklarınızdan söz eder misiniz?

 

Evliyim iki kızım bir erkek beş kız torunum var büyük torunum 20 yaşında Moskova’da uluslararası ilişkiler okuyan başarılı bir öğrenci en küçük torunum ise 10 yaşında küçük kızım Moskova’da büyük kızım Bakü’de yaşıyor. Eşim ile biz burada yaşıyoruz.

 

İnterAz muhabiri: Uzun zamandır Türkiye’desiniz ve Adana’da yaşıyorsunuz kendinizi Adanalı gibi görüyor musunuz?

 

Evet Adanalıyık Allah’ın adamıyık. Zaten benim tipim Adanalı Allah’ın adamıyık yani.

 

İnterAz muhabiri: Son olarak bugün 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü bu konuda düşüncelerinizi alabilir miyiz?

 

Başta “Dünya Kadınlar Günü” tanımı en doğru ifadedir bana göre, çünkü kadın denilen varlık bir kurumda çalışmasa da hayatın içinde evlat büyüten, ocak ısıtan, bir erkeğin arkasında durmasıyla emekçidir. Dünya var oldukça analık yükünü taşıyan kadınlar için ne yapsak azdır. Biz vatanımıza da anne diyoruz evladımıza da anneciğim diyoruz. En aziz varlık annedir.  Bu yüce duygu kadınlara aittir ve ben tüm bu emekçi kadınların önünde saygıyla baş eğiyorum onların var oluşu insanlığın var oluşunun simgesidir. Azerbaycan ve Türkiye’de yaşayan kadınlar eşim, kızlarım, torun kızlarımın, sizin ve tüm dünya kadınlarının bu gününü kutluyorum.