Türkiye nükleer silah üretir mi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Çarşamba günü Sivas'ta yaptığı konuşmada Türkiye'nin nükleer silaha sahip olma konusunda çalışma yaptığını açıklaması yeni bir tartışma yarattı. Acaba Erdoğan'ın bu çıkışı sık sık yaptığı mevcut uluslararası sistem eleştirilerinden birisi mi, yoksa nükleer silahlarla ilgili keskin bir politika değişikliğini mi işaret ediyor?

İstanbul, Tülin İçme, İnteraz - 05 Eylül 2019, 16:21

İnterAz’ın BBC’den aktardığı habere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sivas Kongresi'nin 100. yıldönümü için geldiği Sivas'ta düzenlenen Orta Anadolu Ekonomi Forumu toplantısında Türkiye'nin nükleer silahlarla ilgili politikasında önemli bir değişikliğe gidebileceği mesajını verdi.

 

Erdoğan: Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var, ama benim elimde olmasın, ben bunu kabul etmiyorum

 

Cumhurbaşkanı, gelişmiş ülkelerin hemen hepsinin nükleer başlıklı füzelere sahip olduğunu ancak diğer ülkelerin bu silahlara sahip olmasını engellediğini kaydetti ve şunları söyledi:

 

"Hatta isim vermeyeceğim, bir tanesi şu anda cumhurbaşkanı değil, ziyarete gittiğimde bana, 'Bize böyle böyle diyorlar benim elimde şu anda 7 bin 500 kadar nükleer başlıklı var ama Rusya'nın Amerika'nın elinde 12 bin 500, 15 bin nükleer başlıklı füze var, ben de yapacağım.' dedi. Hale bakın, onlar nerede, neyin yarışını yapıyor, bize de 'sakın ha sen yapma' diyorlar. Yanı başımızda İsrail var mı? Var. Bütün her şeyiyle onunla korkutuyor. Değerli kardeşlerim, biz şu anda çalışmamızı yürütüyoruz."

 

Cumhurbaşkanlığı sitesi bu kısmı yayınlamadı

 

Cumhurbaşkanı'nın konuşmalarını yayımlayan resmi cumhurbaşkanlığı sitesinin Erdoğan'ın bu konuşmasını verirken nükleer silahlarla ilgili kısmını koymaması da dikkat çeken bir ayrıntı oldu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişte de nükleer silaha sahip olan ve olmayan ülkeler arasındaki eşitsizliğe dikkat çekmişti.

 

Kasım 2017'de düzenlenen Teknoloji Bağımlılığı Konferansı'nda bir konuşma yapan Erdoğan, nükleer silahlara sahiplik konusundaki eleştirilerini dile getirmiş ve "İstediğin anda istediğin yerde bunu kullanma hakkına sen sahip olacaksın. Ama öbür tarafta diğerlerine diyeceksin, 'Sen yapamazsın.' Hemen parmak sallamaya başlıyorlar. İşte sıkıntı burada. Bu da bir bağımlılık. Bunu da dikkatle değerlendirmek lazım. Bu da bir zihni bağımlılıktır," demişti.

 

Ancak Erdoğan o zaman bu eleştirilerin ardından Türkiye'nin bu silahlara sahip olması konusunda bir imada bulunmamıştı.

 

İsrail eleştirisi

 

Erdoğan, nükleer silahlar kapsamındaki en ciddi eleştirilerini ise İsrail'in bu silahlara sahip olması üzerinden yapmıştı.

 

2009'da İran'a nükleer programıyla ilgili baskıların arttığı bir dönemde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dönüşünde gazetecilere açıklama yapan Erdoğan şunları söylemişti:

 

"Konuşanların hepsi de kendilerinde nükleer silah olanlar. Biz Ortadoğu'da nükleer silaha tamamen karşıyız. Ortadoğu'da da nükleer silahı olan ülke var, örneğin İsrail. Bir fark var, İsrail Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na üye değil, İran üye... Kaldı ki Gazze'de fosfor bombaları kullanıldı. Bu ne? Kitle imha silahı. Bunun neticesinde 1400 kadın, çocuk orada öldü, 5000 yaralı. Niçin bunlar masada yok, niçin bunlar konuşulmuyor? Yatıyoruz kalkıyoruz İran... Yani daha adil olmamız lazım. Dürüst davranmamız lazım. Eğer küresel barışı istiyorsak", demişti.

 

Türkiye'nin politikası

 

Erdoğan'ın 2009'daki konuşmasında dile getirdiği "Biz Ortadoğu'da nükleer silaha tamamen karşıyız" açıklaması, aslında Türkiye'nin uzun dönemli politikasını yansıtıyor.

 

Türkiye, 1968'te imzaya açılan BM Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'nı (NPT) 28 Ocak 1969'ta imzalamış ve 17 Nisan 1980 tarihinde ise onaylamıştı.

 

Nükleer silahsızlanmanın temel dayanağını oluşturan bu anlaşma ABD, Sovyetler Birliği (şimdi Rusya Federasyonu), İngiltere, Fransa ve Çin'e nükleer silaha sahip olma hakkını tanırken, küresel sistemi de nükleer silaha sahip olan ve olmayan ülkeler olarak ikiye ayırmıştı.

 

Bugünkü durumda, bu ülkelerin yanı sıra Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore'nin de nükleer silaha sahip olduğu biliniyor. NPT'yi onaylamayan İsrail'in de bu silahlara sahip olduğu konusunda kuvvetli işaretler var ama İsrail yönetimi bu konudaki iddiaları ne doğruluyor ne de yalanlıyor.

 

Antlaşmaya göre, NPT'ye imza atan ülkeler değişen güvenlik tehditlerini gerekçe göstererek antlaşmadan çekilmek istediklerini çekilme tarihinden 3 ay önce BM'ye bildirmek durumundalar.

 

Türkiye, anlaşmaya taraf olarak nükleer silaha sahip olmayacağı taahhüdünü vermiş bunun karşılığında nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma açısından bazı avantajlar elde etmişti.

 

O tarihlerden itibaren nükleer enerjinin barışçıl kullanımı konusuna ilgi gösteren Türkiye, bugün nükleer santral inşa etme aşamasına ulaştı.

 

Türkiye, bu adımları atarken nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlar dışında kullanmayacağını sık sık dünyaya duyurmayı ihmal etmedi.

 

Bunun yanı sıra, NPT antlaşması gereği, Türkiye'nin nükleer enerjiyle ilgili tüm faaliyetleri UAEK'nin denetimine tabii.

 

Türkiye NPT'den çıkar mı?

 

Türkiye, NPT antlaşması dışında nükleer silahların test edilmesini yasaklayan birçok farklı sözleşmeye de taraf olduğu gibi, kimyasal ve biyolojik silahların üretilmesi ve yayılmasını önleme amaçlı uluslararası sözleşmeler ve girişimlere de aktif şekilde katıldı.

 

Bu silahların kullanılmasının insanlığa karşı bir suç oluşturacağı, dünyayı geri döndürülemez bir tahribata sürükleyeceği pozisyonunu benimseyen Türkiye, bu nedenle bu silahları edinme konusunda kesin bir tavır geliştirdi.

 

İran'ın nükleer programı ile ilgili uzun dönemli gerginlik sırasında da Türkiye, "hiçbir ülkenin bu silahlara sahip olmaması gerektiğini" belirterek, İran yönetimine UAEK ile tam ve eksiksiz işbirliği yapması tavsiyesinde bulunuyordu.

 

NATO ülkesi olan ve uluslararası sistemin önemli bir parçası durumundaki Türkiye'nin NPT'den imzasını çekmesi ve nükleer silah geliştirmeye başlaması, hem uluslararası statüsü, hem de bölgesel güvenliği açısından önemli sonuçları doğurabilir.

 

Böyle bir durumda uluslararası sistemin dışına itilme durumuyla karşı karşıya kalabilecek olan Türkiye'nin yaptırımlar dahil şiddetli bir uluslararası tepkiyle karşılaşması öngörülebilir.

 

Bunun ötesinde bölge ülkeleri arasındaki güvenlik dengesini sarsacak bu hamle, yeni bir silahlanma yarışıyla birlikte bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir.