Siyasi, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla İran İslam devrimi

Merve Gök

Editör

12 Şubat 2022, 15:24

1979 yılına kadar Şah rejimi ile yönetilen, Amerika ve İngiltere’yle sıkı ilişkiler içerisinde olan İran, bu tarihte meydana gelen kitlesel halk devriminin ardından artık küresel kapitalizme karşı duran bağımsız bir bölge ülkesi haline geldi. 

 

Siyasi tarih açısından bakıldığında İran İslam Devrimi, devrim öncesi olayların seyriyle; devrim sonrası oluşturulan siyasi-ekonomik ve kültürel yapılarıyla ve küresel boyuttaki mesajlarıyla; bölge ile dünya politikasında önemli rol üstlenmiştir.

 

İran’ın Şah dönemi   

 

1921 yılında İran Şahının İngiltere güdümlü bir darbe ile ülkeden kaçışının ardından, İngiltere’nin müdahalesiyle Rıza Pehlevi ülkenin başına geçti. İngiltere ile sıkı ilişkiler kuran  Pehlevi Hanedanı’nın yarım asırlık saltanatı boyunca ülkede sıkıyönetim uygulandı ve siyasi muhalifler susturuldu. 

 

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber Rıza Şah’ın Hitler Almanya’sıyla yakınlaşması, müttefiklerini tedirgin etti ve bu durum 1941’de Sovyetler Birliği ile İngiltere’nin İran topraklarını işgal etmesi için elverişli bir neden olarak görüldü. Bu işgal sonucu Rıza Şah tahttan indirilip sürgüne gönderildikten sonra oğlu Muhammed Rıza, ikinci Pehlevi İran şahı olarak tahta çıktı. İkinci Pehlevi’nin de ülkeyi İngiltere güdümüne vermesi İran halkının öfkesine neden oluyordu. 

 

1951 yılına gelindiğinde İran İslam devrimine kadar devam edecek süreçteki en önemli kırılma noktalarından biri yaşandı. Muhammed Musaddık sahneye çıkarak, İngilizlerin İran petrolü üzerindeki etkisine karşı çıktı. Şah’ın başbakanlığa Mussadık’ı atamasının ardından İngiltere Musaddık ile petrol pazarlıkları yapmaya çalışsa da faydası olmadı. İran’a yönelik ilk ambargo burada başladı. 

 

1953 yılında Amerika ile İngiltere Musaddık’a da darbe yaparak indirdi. CIA ve MI6 istihbaratları Musadıkk’a karşı operasyonlar düzenledi ve sonuç olarak Amerika Şah Rıza Pehlevi’yi yeniden tahta çıkardı. Ne var ki İran halkı Amerika ve İngiliz yanlısı olduğu için Pehlevi’yi hiçbir zaman kabul etmedi. 

 

İran halkını devrime götüren süreç 

 

Batı’nın Pehlevi yönetimi ile el ele vererek İran petrolünü sömürmesi İran halkının kırmızıçizgilerini aşıyordu. Öte yandan modernleşme programını otoriter ve baskıcı bir yönetimle yürüten ve rejime karşı her türlü muhalefeti acımasızca bastıran Muhammed Rıza, dindar ve kırsal kesimlerde antipati topluyordu.

 

Aslında Pehlevi İran toplumunun genetiğini ve köklerini hiçe sayarak batı kültürünün toplumsal alanda baskıcı bir biçimde empoze etmeye çalıştı. Bu da çoğunluğu dindarlardan oluşan halkta ciddi memnuniyetsizliklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

 

54 yıllık Pehlevi hanedanlığını tarihe gömen halk devrimi için gerekli tüm zeminler oluşuyordu. İran’ı devrime götüren süreci artık her kesimden dışlanmışlar, gelir dağılımındaki eşitsizliğe isyan edenler, mollalar, esnaf, üniversite öğrencileri destekliyordu. Şah diktatörlüğün merkezi olduğu için İran’da her kesim tarafından düşman ilan edilmişti. 

 

Ayetullah Humeyni’nin İran sahnesine çıkışı  

 

Bu süreçte ise İran siyaset sahnesine ilk defa çıkan ve daha sonra Şah'a karşı en büyük muhalefeti yürüten kişi Ruhullah Musavi Humeyni oldu. Ayetullah Humeyni bu muhalefetinden dolayı pek çok kez tutuklandı, ancak savunduklarından ve Şah'ı eleştirmekten vazgeçmedi. Ayetullah Humeyni “Amerika’nın köpekleri bu ülkede İran vatandaşlarından daha fazla değer görüyor” diyerek mevcut sisteme itirazını dile getirdi. 

 

Humeyni’nin, saltanat rejimine karşı açık ve resmi itirazı 1962 yılında yayımladığı bir bildiri ile başladı. İlk olarak 8 Ekim 1962 tarihinde Humeyni ve diğer Kum taklit mercilerinin katılımıyla başlatılmış olan bu hareketi, İran’daki Şah yönetimi karşıtı protesto gösterileri takip etti. 

 

ABD karşıtlığı eksenindeki tepkisi, halk nezdinde de önemli ölçüde kabul gördü. Buna rağmen, Humeyni, yaptığı eleştiriler ve yol açtığı toplumsal olaylar nedeniyle önce hapse atıldı, ardından idam cezasına çarptırıldı. Şah, Ayetullah Humeyni'yi idam edemeyince, sürgüne gönderdi. Türkiye’nin Bursa ili dâhil olmak üzere birkaç durağın ardından Humeyni'nin, Paris'teki sürgün hayatı başladı.

 

Sürgünde olmasına rağmen Humeyni hala İran'da fikirlerini yayıp faaliyetlerini sürdürüyordu. Bu bağlamda İran İslam Devrimi dünyadaki ilk elektronik devrim oldu. Ayetullah Humeyni bu süreçte İran’daki sosyal ve politik meselelerle ilgili konuşmalarını videokasetler aracılığıyla İran halkına ulaştırdı. Bu sayede halkın büyük ilgisini kazandı. 

 

İran halkının önüne geçilemez ayaklanması ve Amerika’nın Şah’tan desteğini çekmesiyle birlikte, Şah Pehlevi 16 Ocak 1979'da İran'dan ayrıldı. Bu kaçıştan sonra İmam Humeyni kısa bir mesajla dünya haber ajanslarına şunları duyurdu: 

 

'Şah'ın İran'dan çıkması, 50 yıllık Pehlevi rejiminin cinayet dolu egemenliğinin son bulmasının ilk aşaması olup, İran halkın kahramanca mücadelesi sonucu olmuştur. Bu zaferden dolayı milleti tebrik ediyorum. İlk fırsatta İran'a döneceğim'.

 

Humeyni, 1 Şubat 1979 tarihinde 15 yıllık sürgünden sonra vatanına döndü.

 

İran İslam Devrimi

 

Humeyni 1 Şubat’ta İran’a dönüşünde Tahran'da yaklaşık 3 milyon İranlı tarafından karşılandı. Bu gün, resmi takvimde İran'da ‘Şafakta 10 gün’ün başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

 

Şah'ın İran'dan ayrılmasıyla birlikte halk gösterileri her geçen gün daha yoğun ve kararlı hale geldi. Bu ayaklanmaya İran’ın dindar kesiminin yanı sıra sağcısı, solcusu, liberali, komünisti, öğrencisi, esnafı yani tüm kesimleri katıldı.

 

Ordunun da İran devrimini desteklemesinin ardından 11 Şubat 1979 tarihinde şah ve saltanat rejimi resmen yıkıldı. 30 Mart 1979'da gerçekleştirilen İslam Cumhuriyeti referandumu sonunda halkın büyük çoğunluğu İslam Cumhuriyeti'ni kabul etti ve 1 Nisan 1979 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti resmi olarak ilan edildi.

 

Devrimden sonra İran’ın Filistin merkezli dış politikası 

 

Ortadoğu’nun önemli aktörleri arasında yer alan İran bugün Suriye’den Yemen’e, Irak’tan Lübnan’a kadar birçok ülkede doğrudan ya da dolaylı bir şekilde nüfuz sahibidir. İran dış politikasında, varlığını kabul etmediği İsrail dışında tüm ülkelerle karşılıklı çıkarlar doğrultusunda ilişkiler kurmaya açık olduğunu dile getiriyor. Amerika ile ilişki kurmamasının nedeni ise, Amerika’nın İsrail’e verdiği mutlak destek, İran’a dayattığı yaptırımlar ve çıkar ilişkisiyle uyuşmayan tek taraflı politikaları. 

 

Devrimden sonra başa gelen hükümetin ilk işlerinden biri, İsrail büyükelçiliğini kapatarak yerine bölgedeki ilk Filistin büyükelçiliğini açmak oldu.

 

Aynı sene içinde Humeyni ayrıca Ramazan ayının son Cuma gününü “Kudüs günü” ilan etti. “Kudüs günü” Filistinli Müslüman halkın meşru haklarını geri almasına destek veren Müslümanların uluslararası dayanışmasını canlandırdı. İran’ın dış politikası o günden bu yana Filistin’i desteklemeyi merkeze aldı. 

 

Gazze’deki Filistin direnişinin taşlı sopalı bir direnişten, caydırıcı güce sahip füzeli bir örgüte dönüşmesi, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutan Kasım Süleymani’nin çalışmalarıyla mümkün oldu.  

 

Filistin direnişinden Hamas'ın önde gelen lideri Dr. İsmail Rıdvan, İslam Devrimi'nin zaferi için el-Alem kanalına verdiği röportajda “İran İslam Devrimi, Şah döneminde Filistin davasını sırtından bıçaklayan İran’ı Amerikan yönetimine sadık bir eksenden uzaklaştırdı ve her zaman Filistin davasını, dünyadaki mazlumları ve zayıfları desteklemiştir” diyerek, İslam devriminin Filistin’e koşulsuz desteğini dile getirdi. 

 

Askeri gücü ve savunma stratejisi 

 

Devrim sonrası İran, ordusunu güçlendirmek için kararlı bir politika izledi. Bir yandan Devrim Muhafızları, diğer yandan ordu bu çabalar neticesinde ciddi silah ve füze stokuna ulaştı. Katı yakıt teknolojisinden faydalanarak balistik füze yapımı kabiliyeti, askeri elektronik cihazlar, deniz ve denizaltı torpidoları ve insansız uçaklar bu güçlerin en bilinenlerindendir.

 

İran, devrim sonrası 42 yıllık tarihi boyunca farklı dönemlerde Irak, ABD ve İsrail’den gelen tehditlerle kuşatıldı. Bu nedenle savunma bütçesinin önemli bir kısmını düşmanın caydırılması ve onun zayıf noktalarından faydalanılması için ayırdı.

 

Devrim Muhafızları ordusu İran’ın en önemli silahlı gücüdür. İran savunma stratejisinde hayati öneme sahip olan Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’nin doğrudan Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin gözetimi ve koruması altında olması, ayrıca İran’ın en önemli askeri enstrümanı olan füze sistemlerinin yönetiminin de Devrim Muhafızları’nın kontrolünde olması bu ordunun İran açısından öneminin göstergesidir. 

 

Devrim öncesi ve sonrası İran’ın ekonomik yapısı

 

Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olmasına rağmen ekonomisi düzelmeyen İran'ın bu sorunun altında siyasi problemler yatıyor. Devrim öncesi, ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan petrol, yabancı ülkeler güdümündeydi. Devrim sonrasında ise sıkı yaptırımlar ülke ekonomisinin belini kırdı.

 

İran 35 trilyon metreküp doğalgaz rezerviyle Rusya'nın ardından dünyanın en çok doğalgaz rezervine sahip ikinci ülkesi konumundadır. 208,5 milyar varil petrol rezerviyle de Venezuela ve Suudi Arabistan'ın ardından dünyanın en çok petrol rezervine sahip üçüncü ülkesidir. İran diğer yer altı kaynaklarınca da oldukça zengindir.

 

İran 1970'li yıllarda Ortadoğu'nun en büyük ekonomisi olmakla beraber petrol gelirlerini verimli kullanamıyor, bu gelirler üretime ve eğitime dönüşecek yatırımlara değil, Şah'ın devasa harcamalarına, ülkenin zenginlerine gidiyordu. Petrol sektörü dışında bir sanayi atılımı ve tarım alanında bir atılım yapılamamış, ülkede zenginle fakir arasındaki uçurum daha da artmıştı.

 

Devrimin ardından Humeyni'nin İran halkına öncelikli ekonomik vaadi Şah döneminde en çok şikâyet edilen gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesiydi. 1979'da devrimin ardından politik nedenlerle ekonomi daralmaya devam etti.

 

Amerikan yönetimi, 4 Kasım 1979 yılında büyükelçilik çalışanlarının rehin alınması nedeniyle İran'dan petrol ithalatını 12 Kasım 1979'da durdurdu ve yaklaşık 8 milyar dolarlık İran varlığı, 14 Kasım'da donduruldu. Bu tarihten sonra İran’a uygulanan katı yaptırımlar devam etti.

 

1980-1988 döneminde, bölgedeki petrol kaynaklarından uzaklaşmaktan rahatsızlık duyan Amerika’nın teşvikiyle Irak’ın İran’a saldırması, İran ekonomisine büyük bir balta vurdu. Yüzbinlerce İranlının hayatını kaybettiği İran-Irak Savaşı İran ekonomisine büyük zarar verdi. Savaşın ardından ekonomistlerce yapılan hesaplamalara göre savaşta İran'ın kaybı 500-600 milyar dolar, Irak'ın kaybı 400-500 milyar dolardı.

 

Tüm olaylar göz önünde bulundurulduğunda sadece Merkez Bankası verilerine bakılarak devrimin ardından gelen Amerikan yaptırımlarının ekonomik boyutu şöyle değerlendirilebilir: 

 

1976'da yani devrimden 3 yıl önce kişi başına düşen millî gelir 8847100 Riyal (İran parası), tüm enflasyon ve devalüasyonlara rağmen 1997'de kişi başına düşen millî gelir ise 2497790 Riyal. Bu rakam 2005'e gelindiğinde 5878110 Riyal'e çıkmıştır.

 

ABD ambargoları, 14 Temmuz 2015'te imzalanan ve 16 Ocak 2016'da yürürlüğe giren nükleer anlaşma ile bir süreliğine kalkmış olsa da, ABD Başkanı Donald Trump'ın 8 Mayıs 2018'de anlaşmadan çekilmesi bu süreci sonlandırdı. 7 Ağustos ile 5 Kasım 2018'de yaptırımları iki aşamalı olarak yeniden devreye koymasıyla İran ekonomisi bir kez daha sarsıldı. Trump döneminden sonra ABD’nin başına geçen Biden yönetimi, nükleer anlaşmaya geri dönmek için adımlar atsa da, İran bunun için yaptırımların tamamen kaldırılmasını şart koşuyor. 

 

İran’da sosyal yaşam ve eğitim 

 

1979 devrimi sonrası İran, askeri ve ekonomik çalışmalarının yanı sıra eğitim reformlarına önem verdi. Politikacılar, İslami değerlerin mümkün olan en kısa sürede eğitim sistemi içinde yer almasını istedi. Bununla birlikte, İran-Irak Savaşı ve ekonomik eşitsizliklerden kaynaklanan baskılar, diğer konular öncelikli olduğu için eğitim planlarını geri bıraktı. Ancak bazı önemli değişiklikler yapıldı. İlk olarak ders kitaplarının İslamlaştırılması geldi. Okullar daha sonra öğrencilerin cinsiyetine göre ayrıldı. Okullarda İslam Hukuku gözetimi zorunlu hale getirildi.

 

Eylül 2015 tarihli raporlara göre, İranlı yetişkin nüfusunun% 93'ü okuryazardır. 2008'de İranlı yetişkin nüfusunun% 85'i okuryazardı, bu da bölge ortalaması olan% 62'nin çok üzerindeydi. Cinsiyet farkı olmayan genç yetişkinlerde (15-24 yaş arası) bu oran% 97'ye çıkmaktadır.

 

NTV haber sitesi tarafından yayınlanan bir araştırmada, İran’da kadınların erkeklere oranla eğitim seviyelerinin daha yüksek olduğu ortaya koyuldu. Ülkede, devlet üniversitelerinde okuyanların yüzde 65'ini kız öğrencilerin oluşturduğu belirtildi.

 

İran'da üniversitelerde kız öğrencilerin, erkeklerden fazla olmasının sebep ve sonuçlarıyla ilgili çeşitli görüşler dile getiriliyor. Buna göre, gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan İran'da nüfusun önemli bir kesiminin gençlerden oluşması istihdam sorunlarını da beraberinde getiriyor.

 

İstihdamın yanı sıra mevcut yaşam koşullarından dolayı bir an önce hayata atılmak isteyen erkekler zorunlu lise eğitimiyle yetiniyor, zaman ve para gerektiren yükseköğrenime devam etmeme kararı alıyor.

 

Ülkedeki eğitim-öğretim politikaları ve kanunların, eğitimde fırsat eşitliği üzerine bina edilmesi de kızlara üniversite kapılarını açan nedenlerden biri olarak kabul ediliyor.

 

Kadınların sosyal hayatta daha fazla rol almak ve ekonomik bağımsızlık elde etmek istemeleri de üniversiteli kız öğrencilerin sayısının daha fazla olmasının diğer bir nedeni olarak görülüyor.

 

1979 devriminden önce sınırlı sayıda kadın erkek ağırlıklı okullara gidiyordu ve geleneksel ailelerin çoğu, öğretmenler erkek olduğu veya okul İslami olmadığı için kızlarını okula göndermiyordu. 1990'larda kadınların eğitim kurumlarına kaydı artmaya başladı. 

 

UNESCO dünya anketine göre İran, 1.22: 1 kız erkek oranıyla egemen ülkeler arasında dünyadaki ilk okullaşma düzeyinde en yüksek kadın / erkek oranına sahip ülke.

 

İran’da yaşayan Sünniler 

 

İran İslam devriminden önce Tahran’da Sünnilere ait cami bulunmamaktaydı. Tahran’da Sünni camilerinin yapılması için Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şiilere ait caminin açılmasına izin verilme şartı koşulmaktaydı. Ancak İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan sonra bu şarttan vazgeçilmiş ve bugüne kadar sayıları oldukça az olmasına rağmen Tahran’da Ehlisünnet inancına mensup olanlara ait olan dokuz cami inşa edilmiştir.

 

İran’da Sünni mezhebine sahip olanlar, sosyal yaşamın içerisinde aktif bir şekilde yer almaktadır. İran Meclis’inde Sünni milletvekilleri bulunduğu gibi, belediye meclislerinde, valiliklerde, belediye başkanlıklarında, emniyet ve orduda Sünni vatandaşlar görev yapmaktadır. 

 

İran’ın her bölgesinde Ehlisünnet mezhebine ait camiler bulunmaktadır. Ülke genelinde 70 bin dolayında cami bulunmaktadır. Bu camilerden 60 bini Şiilere 10 bini Sünnilere aittir.

 

***

 

İran İslam Devrimi kendine has bir şekilde, dünya siyasal ve toplumsal yaşamında büyük izler bırakan devrimlerden farklı bir özelliğe sahiptir. Şöyle ki; İslam devriminin Fransız, Rusya/Bolşevik ve Çin/Mao Devrimlerinin temelini oluşturan ekonomik eksenli, işçi ve köylü sınıfının ana rolünün yanı sıra dini boyutu da mevcuttur. Devrimin en önemli ilkelerinden biri de bağımsızlık vurgusudur.

 

İranlı devrimcilerin o dönemde kullandığı “Ne doğu ne batı İslam Cumhuriyeti”, “Bağımsızlık, özgürlük, İslam Cumhuriyeti” sloganları ile gerçekleşen devrim, iki kutuplu dünya düzeninde İran’ın hiçbir eksene dahil olmadan bağımsızlığını kazanması ile sonuçlanmıştır.   

 

Bu durumun yanı sıra dünyanın en eski monarşilerinden biri olan İran monarşisini de yıkmış olması İran Devrimin bir diğer kendine has olan özelliğidir.