İngiltere ve Fransa yeniden Suriye’yi paylaşmak istiyor

Fransa ve İngiltere, ABD ile birlikte 100 öncesinde olduğu gibi yeniden Ortadoğu’yu sömürmek istiyor. İngiltere Kıbrıs, Mısır, Ürdün, Kuveyt ve Irak gibi ülkelerde etkin sömürüye devam ediyor. ABD ise daha geniş bir yelpaze ile kapitalist sömürüsünü lejyoner İslamcı militanlarını kullanarak yapmaya devam ediyor. Fransa ise eski günlerine geri dönmek istiyor. Rum Yönetimi ile askeri ortaklık anlaşması yapan Fransa olası bir savaş durumunda Türkiye ile savaşacağını açıkladı. Almanya ise Kıbrıs Rumlarının yanında ve Türkiye’nin karşısında yer alacaklarını belirtti. AB ve ABD’de de bu açıklamalara destek verdi. Fransa’nın askeri gemileri Akdeniz’de. Ve şimdi Fransa emperyalist ortağı İngiltere ile Suriye gelişmeleri aleyhlerine dönmeden önce meşru yönetimi yıkmak, Suriye’yi dini ve etnik devletlere ayırmak ve Suriye’nin tüm kaynaklarını sömürmek istiyor

İstanbul, Tülin İçme, İnteraz - 11 Temmuz 2019, 17:38

İnterAz’ın ekvatorhaber’den aktardığı habere göre, Emperyalist sömürü üzerine kurulan devletler zaman değişse de siyasetlerinin değişmediğini ancak kılıflarını değiştirdiklerini bir kez daha kanıtladılar. Amerikan dış politika dergisi Foreign Policy, Fransa ve İngiltere’nin Washington’ın çağrısına olumlu yanıt verdiğini yazdı.

 

Fransa ve İngiltere yeniden Suriye’yi işgal etmek için hazırlıklara başladı

 

Dış politika dergisi Foreign Policy’de yer alan bir haberde, Fransa ve İngiltere’nin ABD’nin isteği doğrultusunda Suriye’ye ek asker göndermeye sıcak baktığı belirtildi.

 

Bir ABD hükümet temsilcisine dayandırılan haberde, Fransız ve İngiliz hükümetlerinin Washington’ın ricasını kabul ettiği ve bu doğrultuda iki ülkenin Suriye’deki asker sayılarını yüzde 10 ila 15 arasında, “az oranda” artırmaya hazır oldukları kaydedildi.

 

Pentagon ise sözkonusu bilgiyi teyit etmedi. Bir Savunma Bakanlığı sözcüsü, sorunun Fransa ve İngiltere’ye yöneltilmesi gerektiğini söyledi.

 

ABD Suriye’de Alman askerlerini de kullanmak istedi

 

Federal Alman hükümeti, ABD’nin Berlin’e yaptığı IŞİD’le mücadelede Alman asker sayısını artırma çağrısını Pazartesi günü reddetmişti.  Hükümet sözcüsü Steffen Seibert, Suriye’ye kara birliği göndermeyeceklerini açıklamış ve hükümetin konuyla ilgili olarak şimdiye kadarki tutumunu devam ettirmeyi planladığını kaydetmişti.

 

Cuma günü Welt am Sonntag gazetesine açıklamalarda bulunan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Almanya’nın kara birliklerinin, kısmen bizim askerlerimizin yerine geçmelerini bekliyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

 

Suriye planı 100 yıl önce çöken Fransa neyin peşinde?

 

Fransa… Aşk, emek, peynir, ekmek, sanat ve şarap… Hayır böyle değil! Fransa tam anlamıyla bu değil. Fransa Suriyelilerin, Afrikalıların, Ortadoğuluları gözünde cani, kana doymayan bir katil!

 

Hatırlayalım bir dönem Ermeni Çetelere silah ve cephane desteği veren ve Osmanlı’yı işgal eden Fransa’nın Suriye politikalarını…

 

Fransa’nın Suriye projesi raydan çıkınca

 

Fransa’nın diğer emperyalist ülkeler gibi Suriye’de pek çok kanlı ”terör” eylemi var. Fransa tıpkı bir terör örgütü gibi dünyanın pek çok ülkesinde terör estirdi, soykırım yaptı, halkları ve topraklarını sömürdü ülkesini zenginleştirdi.

 

Örneğin, Fransa’nın 1920’de planladığı Suriye projesi raydan çıkmaya başlayınca giderek artan isyanları bastırmak için bombaladığı Şam dışındaki diğer şehirlerde de en az 6 bin sivil hayatını kaybetmişti. Fransa, Suriye tarihinde her zaman kan akıtan emperyalist bir katil oldu.

 

İşgalci Fransız ordusu Suriyeli direnişçileri bastırmak için Şam’ı 18 Ekim 1925 gecesi başlayarak 48 saat süreyle havadan uçak ve top atışlarıyla bombalamış, en az bin 400 sivil yaşamını yitirmişti.

 

Fransa, Esad yönetiminin devrilmemesinden ve ulusalcı yönetimden rahatsız. 60 yıl önce taptığı gibi Suriye’yi minik parçalara bölüp bu kukla devletleri birbirleri ile dövüştürmek ve böylelikle güçsüz halkları ve topraklarını sömürmek istiyor.

 

Fransa’nın 18 Ekim gecesi katliamını, Suriye’yi bölme planlarını ve sonuçlarını iyi okumamız gerekiyor.

 

Her şey ‘Modern Ortadoğu Tarihi’nde var

 

William L. Cleveland ve Martin Bunton’un yazdığı ‘Modern Ortadoğu Tarihi’ isimli kitapta Fransa’nın Suriye planı bakın nasıl anlatılıyor:

 

“Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasında Suriye’den çekilmesi sonrasında, Fransa; kapitülasyonların verdiği yetkilerle bölgedeki ticaretini, yaptığı tren yolları ve limanlar gibi önemli yatırımlarını, hatta sözde Hıristiyan nüfusu korumak amacıyla 1920’de 15 bin askerle Kral Faysal güçlerini Şam’dan çıkarıp Suriye’yi işgalinden 1946’daki çekilmesine kadar bugünkü etnik çatışmalara neden olan tohumlarını atmıştı.”

 

Alevi ve Dürzileri izole etti, Sünni Müslümanları etkin kıldı

 

Fransa, Suriye’de elde ettiği manda gücü ile çok sayıda farklı etnik gruplardan oluşan siyasi birimler kurarak Suriye Ulusal Kimliği’nin gelişmesini engellemeye çalıştı.

 

1920’de Halep ve Şam’ı iki ayrı devlete ayırarak başlarında Fransız danışman bulunan kendi valilerini atadı. Politik parçalamaya bir başka çaba olarak ise Suriye’nin iki bölgesel küçük azınlık grupları olan Dürzi ve Alevilerin de farklılığını vurgulayarak 1922’de onlara da kendi devletlerini kurdurdu. Bu iki küçük devlet 1942’ye kadar, Halep Devleti ve Şam Devleti’nin 1924’te birleştirilip Suriye Devleti diye adlandırılmasına rağmen dışarda tutularak yeni planlanan Suriye’de söz sahibi edilmedi. Fransa, Sünni Müslümanları daha etkin kılarak başarılı olacağına inandığı Suriye ulusal siyasetinden Alevi ve Dürzileri uzak tutarak izole etti.

 

Suriye’de 6 bin sivili öldüren Fransa’dan kim hesap soracak? 

 

1946 yılında kazanılan bağımsızlıktan sonra Suriye’ye gelen ve günümüze kadar devam eden yıkıcı siyasi istikrarsızlığı karakterize ederken Fransa’nın manda yetkileriyle ülkedeki kurumları birbirinden parçalaması ve etnik ayrımcılığı köklendirmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Fransa, 1925 ve 1927 yılları arasında Dürzilerle başlayan ve Humus ile Şam’da yaşanan büyük isyanı şiddetle bastırmaya çalışırken, Şam şehrini 18 Ekim 1925’de hem uçaklarla hem de havan topları ile bombaladı. 48 saat içinde en az bin 400 sivil yaşamını yitirirken, isyanlar süresince ölenlerin sayısı 6 bini geçti. Suriye neredeyse yerle bir olup ekonomisi çökerken Fransa, bu bedeli hem insan yaşamı hem de maddi kayıp olarak ödeyince, Suriye’yi bölüp yönetme planlarını tamamen değiştirdiler.

 

Fransa da geçmişiyle yüzleşmeli 

 

“Sözde Ermeni Soykırımı”’nı kabul ederek, her yıl Türkiye’yi küçük düşürmeye ve Türkleri cezalandırmaya çalışan Fransız siyasetçiler, Suriye’deki savaş suçlularını ararlarken 18 Ekim 1925’e kadar geri gidip, bölgeye ektikleri şiddet tohumlarıyla yüzleşmeliler. Bu yazıda Cezayir’de işledikleri suçları da yazmaya maalesef yer yok.

 

17 Nisan 1946: Suriye, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti

 

Osmanlı Devletinin Suriye cephesinde Fransızlara karşı aldığı mağlubiyetlerin ardından Osmanlı ordusu Halep’e kadar çekilmek zorunda kalınca bölge Fransızların eline geçti. Böylece bölgede Fransız mandaterliği altında yeni bir dönem başladı. Fransa Lübnan- Suriye coğrafyasına hakim olduktan sonra bölgede böl ve yönet şeklinde bir politika izlemeye başladı. Gayrimüslim azınlıkları devlet yönetiminde ve ordu içerisinde güçlendirerek nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünnilere karşı azınlıkları destekledi. Fransızlar bölgenin idari yapılanmasında bu hususa özellikle dikkat ettiler. Fransa öncelikle Lübnan’ı Suriye’den ayırdı ve Beyrut başkent olmak üzere Lübnan devletini kurdu. Lübnan’ın dışında kalan Suriye topraklarında ise Şam ve Halep merkezli iki devlet kuran Fransızlar ayrıca birer Nusayri ( Arap Alevisi ) ve Dürzi devleti kurdu. Böyle bir idari yapılanmayı gerçekleştiren Fransa daha sonra bu devletleri Suriye Federasyonu olarak tek devlet haline getirildi. 1925 yılında ise devletin ismi Suriye devleti olarak belirlendi.

 

Fransa bölgede dini ve mezhebi durumu değerlendirerek kurduğu Suriye devletini ( Manda yönetimi) 1946 yılına kadar fiilen yönetti. 17 Nisan 1946 yılında Suriye’nin Fransa’dan bağımsızlığını kazanması ile Suriye için yeni bir dönem başladı. Ancak bu yeni dönem isti0krar dönemi değil tersine siyasi çalkantıların ve askeri darbelerin yaşandığı bir dönem oldu.

 

1800’lü yılların sonunda filizlenmiş olan Arap milliyetçiliği fikri Suriye’nin bağımsızlığına kavuştuğu tarihlerde önemli bir aşamaya ulaşmıştı. Osmanlı egemenliğinin ardından Arap topraklarındaki İngiliz, Fransız idaresi, yapay olarak çizilmiş olan sınırlar ve yeni bir aşamaya ulaşmış olan Filistin meselesi Arap milliyetçiliğini kamçılamıştı. Mısır, Irak, Suriye, Lübnan da güçlenen milliyetçilik ve yine bununla eklemlenen sosyalizm bölgede yeni bir dönemi başlattı.

 

Baas iktidarı

 

Arapların tek bir sosyalist devlet çatısı altında birleşmesini amaçlayan milliyetçi ve sol ideolojiye dayanan Baas partilerinin de ilki 1940 yılında Şam’da kuruldu. Baas kelime anlamı ile yeniden diriliş anlamına gelmekteydi. Arapların yeniden dirilişinin birlik, özgürlük ve sosyalizm ile mümkün olacağını savunan bu hareket kısa süre içerisinde birçok Arap ülkesinde taraftar buldu ve yaygınlaştı. Baas’ın Suriye’deki işlevi ise farklı dini,mezhebi unsurları Arap milliyetçiliği,sosyalizm ve yine buna bağlı olarak seküler-laik bir anlayış altında kaynaştırma hedefini içermekteydi.

 

Baas partisinin etkisinin arttığı yıllar aynı zamanda Suriye’nin önemli karışıklar yaşadığı yıllardı. Suriye’nin bağımsızlığını sağlamasının ardından ülkede birbiri ardına yaşanan askeri darbeler ülkeyi tam bir kargaşa ortamına sürüklemişti. İşte bu karışık ortamdan yaralanan Baas partisi de 1963 yılında askeri darbe ile yönetimi ele geçirdi. Böylece Suriye’de Baas rejimi başlamış oldu. 1970 yılına kadar gücünü artıran rejim 1970 yılına gelindiğinde farklı bir evreye ulaştı. Suriye bu tarihte son askeri darbesini yaşadı. Milli Savunma Bakanlığı görevinde bulunan Hafız Esad gerçekleştirdiği bir darbe ile iktidarı tümüyle ele geçirdi ve kendi diktatöryasını kurdu.